7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Haydar Çolakoğlu teb genel müdür
haydar çolakoğlu kimdir
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

10 Mayıs 2016 Salı

Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!



Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.
Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.

Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.
http://www.unutkananneler.com/
Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Ocak 2016 Pazartesi

Film Yazısı: Suffragette – Diren! – 2016


Direne direne kazanan kadınlar.

13 Eylül 2015 Pazar

İlişki Durumu: Karışık 10. Bölüm Yazısı: "Ayşegül’ün Gözyaşlarıyız!"


Hani zaman geçer ve özlem başlar ya, Can’ın durumu da öyle işte. İş işten geçtikten sonra Ayşegül onun için değerli olmaya başladı. Ayşegül onu her şartta severim derken, Can için durum Ayşegül’ün elinden kayıp gitmesiyle, değerlenmesine dönüştü. Öyle gözlerini açıp kapatmayla, içinden totem yapmayla gelseydi keşke… Hayat öyle değil Can Bey!

İnsan şu hayatta ne yaparsa yapsın, duygularını kontrol etmek için ne kadar kendisini zorlarsa zorlasın, o iş o kadar da kolay olmuyor. Can ne diyor, “Anlaşmamızda kalbinin bana ait olduğu yazmıyor. İş icabı evlenmiş olabiliriz ama duygularımız buna dâhil değil.” Evet, duygular dâhil değil belki ama senin haberin yok be Can! Duygular çoktan işin içine girdi bile… Ve sen Ayşegül’ün kalbinin kimin için, nasıl atacağına – ya da atmayacağına- karar veremezsin.

Açıkçası Can’ı sevmiyorum. Berk Oktay da bu konuda yalan olmasın ama başarılı bir sevimsiz âşık yarattı. Bazı hal ve hareketleri çok doğaçlama geliyor niyeyse. Ayşegül bu bölümde, geçen bölüm yapılan sözleşmenin de etkisiyle ipleri eline aldı. Hatta durumu intikam alma boyutuna taşıdı. Ayşegül ve Can arasında, olan yine Murat’a oluyor. Adam ne yapacağını şaşırdı.

Üzülme sen, gün olur devran döner!
Dedik ya gönül bir kere yola çıktığı zaman dağları deler de amacına ulaşır. Ama şu hayatta çaresi olmayan en büyük hastalıklardan birisi de “karşılıksız aşk”tır. Ayşegül’ün durumu da böyle işte. Can ona kötü davranıyor. Onun görmediği zamanlarda iç çekip, ah vah etse de neye yarar? Karşısına geçip ben Elif’e gideceğim diyor. Ayşegül’ün gözünden sonunda aktı yaşlar.

İDK Can vs. BTTF Sarhoş Amca.
Bunun dışında Can ve Ayşegül atışmalarını daha da bir sevmeye başladım. Keyifli oluyor. Her ne kadar büyük oyuncu Can’ın acınası halleri bana garip gelse de eğlenceli. Hele Ayşegül’e reklam teklifi geldiğindeki halleri daha doğrusu kurduğu hayaller! Bayağı bayağı adam kendisini ‘homeless’ hayal etti. Makyaj abartı da olsa şahane olmuş. Aklıma Shameless’ın Frank’i ve Geleceğe Dönüş izleyenler bilir oradaki sarhoş amca geldi. Tipten çok karakter olarak elbette.


Can’ın aklı çok karışıktı bu bölümde. Tam dizinin adına yaraşır şekilde. Elif’le ne yapacağını bilmiyor, Ayşegül için sofralar kuruyor, onu Murat’a kaptırmak istemiyor. Ayşegül intikam aldığına sevinemedi bile. Diline doladığı ‘büyük gün’ neydi sonunda öğrendik ama ondan bir şey çıkmaz. Biliyoruz. Can öyle kolay kolay bırakmaz. Ayrıca Ayşegül’ün tam olarak neden boşanmak istediğini anlayamadım. Bir Sezen Aksu şarkısı der ki: “Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk” 

Bu Elif bi’ garip  a dostlar!
Bekle be kızım! Her şey güzel olacak. Açıkçası Murat ve Ayşegül olurmuş gibi geliyordu ama düşündükçe ve gördükçe uzaklaşıyorum bu fikirden. Elif ise türlü oyunlar peşinde. O da ne istediğini bilmiyor. Triplerden trip beğen arkadaş! Bir de o nasıl bir beyaz tendir öyle. Hiç mi güneşlenmedin? Denize girmedin? Anlamıyor ben…

Ayşegül hikâyesini tamamladı, senaryosunu yazdı ve artık film çekilmek için hazır. Bu arada da Murat’ın oyunları giriyor devreye. Ne olacak merakla bekliyorum ancak Murat’ın neden böyle bir şey yaptığını anlamadım. Tabii bu durum Can’ın kendi silahıyla vurulması anlamına da geliyor. “Kim n’apsın senin senaryonu?” laflarından sonra Ayşegül’ün senaryosunu yazdığı filmde başrol olarak yer alması enteresan olacak.
Bak bu sefer eğlenceli oldu!
Ayşegül ve Mediha arasındaki sürtüşmelere de bayıldım. Bu sefer tam oldu yani. Reklam çekimi için işbirliği içinde olmaları eğlenceliydi. İsmail Dede’nin de cidden her şeyi bilme hali yok mu? Beni öldürecek. Geçen yazımda da söylemiştim, Can’ın babası dizinin etkisiz elemanı diye, bu bölümde kendisini hiç göremedik. Hayret doğrusu…

Can’ın duyguları olgunlaşıyor. Aslında karakter de öyle. Ayşegül’le hep bir sempatik hep bir mızmız ama doğru an geldiğinde romantik kokular da yayılmıyor değil etrafa. Üstünü örtmeler, sürpriz yapmalar, onu beklemeleri falan fena değil. Kim derdi ki Can Tekin, Ayşegül’ün yollarını gözleyecek.

Bundan sonra ne olur bilinmez. Bir koltuğa iki karpuz sığmaz derler. Can iyi düşünecek, taşınacak kararını verecek. Elif’ten ona yar olmayacağını da er geç anlayacak.

Murat yemek yemekten vakit bulsa, belki yalnız kalmazdı! 
Yalnız fark ettiniz mi bilmem ama Murat sürekli bir şeyler tıkınma peşinde. Can evde pilav-makarna yesin, adam Ayşegül’ü yemeğe çıkarmak için mi yoksa yemek yeme bahanesi olsun diye mi bilinmez sürekli tıkınıyor. Bulduğu köfteci de artık neyse? Zenginlik böyle bir şey herhalde.

Neyse bu hafta da böyleydi. Can üzdü, Ayşegül intikam almaya çalıştı. Murat kovaladı ama yine yakalayamadı. Ama helal olsun, pes edecek gibi değil. Elif kendi halinde takıldı. Mediha her zamanki gibiydi. Biraz romantik biraz eğlenceliydi. Haftaya görüşmek üzere…

bu yazı daha önce ekranella.com'da yayınlanmıştır.

7 Eylül 2015 Pazartesi

İlişki Durumu: Karışık 9. Bölüm Yazısı: "120+1 Maddelik Evlilik!"


Sorumluluk almak zor iştir. Hele de gönülden gelmiyorsa hiç çekilmez. Evlilik de böyle işte!

16 Mayıs 2015 Cumartesi

İstatistiklerle Survivor All Star ve Ada Konseyi


Survivor AllStar tüm hızıyla devam ediyor ve neredeyse seçimlerden daha çok konuşuluyor. Bunda Acun Ilıcalı’nın haftanın dört günü gösterilen yarışmayı artık çarşamba gününe de taşıyarak beş güne çıkarmasının da etkisi büyük. Sanki geriye kalan iki gün Survivor İzni’ne dönüştü. Sosyal medya ve internette AllStar olmasının da etkisiyle büyük bir hayran kitlesi var yarışmacıların. Daha önceki yarışmalardan var olan kredileri, etkileri ya da yarışma sonrasında ekranlarda v.s yer almalarının da payı fazla. Bakmayın Ünlüler-Gönüllüler diye ayırdıklarına. Aslında hepsi birer ekran yüzü ve ünlü…

YarışmacıGM%H%Genel
Ünlüler
Hakan272543.4251.9244
Doğukan232837.9745.0940
Pascal173927.3930.3530
Anıl81930.3029.6229
YarışmacıGM%H%Genel
Gönüllüler
Hilmicem391278.0876.4777
Turabi281663.7963.6363
Hasan301660.3165.2160
Bozok281656.9263.6358

6 Mayıs Çarşamba akşamı ada konseyi bir araya gelecek ve ünlüler takımından bir kişi oradan ayrılacaktı. Bu yazıyı yazdığım sıralarda ilk aday Hakan olarak görünüyordu. Dedim ki bu kadar göndermek istedikleri bu insan evladı şimdiye kadar neler yapmış! İstatistiklerle ortaya çıkaralım. Öncelikle bu istatistikler erkekler arasında olacak. Zira kızlar tarafı şu an işimize yaramıyor. Açıkçası Ünlüler Takımı Merve-Serenay-Berna üçlüsüyle şu an Gönüllüler’e karşı ezici bir üstünlük kurmuş durumdalar. Özellikle Merve Oflaz gibi zayıf bir yarışmacının gidişi istatistiklerini epey bir yukarıya çıkarıyor. Bu yüzden Ünlüler Takımı adına yarışmaları kazanmalarında en büyük etken erkeklerin gösterdiği/göstereceği performanslara bağlı kalıyor. Niye? Çünkü kadınlar zaten iyiler eğer erkekler oyun alabiliyorsa Ünlüler’in şansı artıyor. Öte yandan diğer takım için durum biraz daha karmaşık.
Gönüllüler takım olarak daha iyiler. Hilmicem’in üst düzey performansı kesinlikle takımı bir tık öteye taşıyor. Diğer yandan Turabi de rakip takıma karşı fazlasıyla üstün. Hasan ve Bozok için ise rakipleriyle daha denk olduklarını söyleyebiliriz. Sahra-Begüm-Nadya üçlüsü genel olarak zayıflar. Fakat Ünlüler Takımı’nda Pascal ve Anıl’a oranla daha fazla kazanma oranları takım olarak önde olmalarını sağlıyor. Bunun en büyük sebebi de genel olarak güçlü olan Ünlüler Takımı’ndaki kadınların beceri isteyen yarışmalardaki başarısızlıkları. Özellikle Ünlüler takım halinde atışlarda yokları oynuyorlar. Fakat Ünlüler Takımı’nın kızları daha hızlı oldukları için bu açıklarını kapatabiliyorlar. En azından daha çok deneme yaparak oyunları alıyorlar fakat erkekler için bunu söylemek mümkün değil. Ünlüler takımının en iyi atıcısı olabilecek Pascal hep hızından dolayı geride kalıyor ve kaybediyor bu tür atış oyunlarını. Evet, çok fazla konuştum ama bu açıklamayı yapmak gerekiyordu.

Yazının konusu bütün erkeklerin performansına dayalı olacak demiştim. Yukarıda 5 Mayıs 2015 tarihi itibariyle sitede yarışmacıların birbirleriyle oynadıkları oyunların istatistikleri var. Hakan’ın ilk aday olması vesilesiyle onun şimdiye kadar ne yaptığını görelim.

İstatistik açıklamasını da yapayım hemen. G: Galibiyet, M: Mağlubiyet, %: Şu an adada olanların birbirleriyle olan yüzdeleri ve H%: İki takım için Hakansız veya Hilmicemsiz oranlar. Galibiyet ve mağlubiyetler de H% ile orantılıdır. Genel: Şimdiye kadar yaptıkları yarışmaların oranları.

 İlk olarak Ünlüler Takımı erkekler olarak zaten başarısızlar bunu biliyoruz. Fakat bunda en büyük etkenin rakip takımda Hilmicem gibi bir yarışmacının olduğunu söylemek gerek. Ünlüler Takımı’nın Bozok-Hasan-Turabi üçlüsüne karşı istatistiklerini yukarıda görebilirsiniz.

 Hakan’la başlayalım. Ünlüler Takımı adına en iyi erkek yarışmacı kesinlikle kendisi. Hilmicem’le veya onsuz bir şey değişmiyor fakat Hilmicem’e karşı performansı %43.42’yken onu dışarıda bıraktığımızda %52’e yaklaşıyor. Bu da demek oluyor ki dört oyundan iki tanesini alma potansiyelinden, dört oyundan ikisini kesin alıra doğru bir başarısı var. Neredeyse %9’a yakın bir sıçrama söz konusu.

Doğukan, Hakan’ın hemen ardından geliyor. Her üç oyundan birini garanti alır dediğimiz Doğukan Hilmicem’le oynamasa bunu dört oyundan ikisini alacak potansiyele çıkarıyor. Evet, Hakan potansiyeli aşarken, Doğukan sadece bir potansiyel oluşturabiliyor. %7’nin üzerinde kazanma ihtimali artıyor. Az değil!

Pascal ve Anıl’ı birlikte değerlendirmekte fayda var. Anıl sakatlığından önce de iyi bir yarışmacı değildi açıkçası. Sakatlıktan sonra daha da kötü performanslar sergiledi. Evet, sakatlığının etkisi büyük! Haliyle bu konuda diyecek bir şey yok. Fakat o zaman sen bir Survivor değilsin demektir. Öncelikle bunları geçelim. Nasıl ki adaya ayağı alçıda bir yarışmacı çağırmıyorsan, ayağı alçıda olan ve iyileşse bile tam performans gösteremeyecek olan birini oynatmak doğru değildi. Bunu da görüyoruz. Pascal ise kimi zaman iyi olsa da genel olarak kötü. İki yarışmacının da istatistikleri yukarıda görülüyor. Hilmicem’le oynasalar da oynamasalar da yüzdelerinde çok bir değişim yok. Pascal’ın %3 gibi bir artışı olurken, Anıl’ın %0.7 gibi bir kaybı oluyor. Bunun sebebi de Anıl ve Hilmicem 6 oyun oynamışlar ve ikisini Anıl kazanmış. Bu hep böyle olur muydu? Pek sanmıyorum.


Kısaca Anıl ve Pascal, her üç oyundan bir ihtimal birini kazanabilecek yarışmacılar. Düşünün üçünü de kaybedebilirler. Zira %33’ün üzerinde değiller. Tartışmasız Ünlüler’in sürükleyicisi Hakan olarak görünüyor. Dediğimiz gibi kızlar zaten aşmış durumdalar. Erkeklerden fazladan bir katkı beklediğimizde işte durum bu! Eh, sen Hakan’ı gönderebilirsin elbette. Ama takımını da düşünmek zorundasın.
Bir de yukarıdaki tabloda Gönüllüler’in Hakan’la oynamadıkları zaman ortaya çıkan performansları var. Hakan’a kötü diyenlere gelsin. Hilmicem ve Turabi, Hakan’la oynamadıkları zamanda neredeyse aynı performanstalar. Yani Ünlüler’e karşı belli bir ortalamaları var.

Hilmicem, Hakan’la oynamadığı zaman performansı %1.5 daha iyi oluyor. Bunun sebebi de Anıl’a karşı az oyun oynaması ve diğerlerine göre az fark yapması. Haliyle çok ufak ve hayali bir fark oluyor. Turabi için ise değişen bir şey yok. Bu da iki yarışmacının farkını ortaya koyuyor. Yani herkese karşı üstünler. Mesele Bozok ve Hasan’a karşı kazanmak. İşte bu noktada Hakan devreye giriyor. Hasan, Hakan’la oynamadığı zaman %60.31’den %65.21’e çıkıyor ve üç oyundan ikisini kazanma potansiyelini yükseltiyor. Hatta ve hatta Turabi’nin diğer üç yarışmacıya olan oranının üzerine çıkıyor. Diyeceğim odur ki Hakan, Hasan’ı %5’e yakın yavaşlatıyor.

Bozok için de aynı durum geçerli. Hatta daha fazlası demek mümkün. Eğer Bozok, Hakan’la değil de diğer yarışmacılarla oynasaydı, Turabi’yle aynı oranı yakalıyordu. Yani Turabi ve Bozok, Anıl-Pascal-Doğukan üçlüsüne karşı aynı oranda oyun kazanmışlar. Bozok, Hakan’a karşı 9 oyun alırken 12 kere kaybetmiş. Büyük bir fark gibi görünmese de Ünlüler Takımı’nda Bozok’a karşı üstünlük kuran tek yarışmacı Hakan! Yani Hakan, Bozok’u %7’ye yakın bir oranda yavaşlatıyor.

Bu paragrafı elemenin gerçekleştiği sıralarda yazıyorum. Yani sonuç belli Serenay birinci oldu ve Pascal’ı potaya çıkartarak onun elenmesini sağladı. Görülen o ki Pascal çok rahatlamış. Berna’nın üzüntüsüne diyecek bir şey yok. Ünlüler Takımı adına bundan sonra bir şey değişmeyecektir. Ha Pascal, ha Anıl! Hatta ve hatta Anıl oynamazsa işleri daha da zorlaşabilir. Zira Gönüllüler hem oyuncu değiştirme avantajına sahip olacaklar hem de Hilmicem ve Turabi’yle kazanmaya daha yakın olacaklardır oyunlarda. Eh sayı azaldıkça işler de zorlaşıyor. Fakat Ünlüler’de giden Doğukan ya da Hakan olsaydı o zaman işler daha da kötü olabilirdi. Zaten şimdiye kadar istatistiklerde de görüldüğü üzere Pascal’ın gitmesi takım adına en doğru şey oldu. Bundan sonra ne olacağını göreceğiz.

Şunu da söylemek isterim kii adada neredeyse hiç kimseyi desteklemiyorum. Buna performans ve adaya katkı olarak denge sağlayan Doğukan da dâhil. Hasan’ın politik hale gelmeye başlayan birincilikleri ise bana çok suni ve yapay geliyor. Özellikle son dönemde malum ortamlarda da konuşuldu üzere “dedikodu” yapma oranı gün be gün artıyor. Merve Aydın ve Anıl bu konuda zaten birinciliği kimseye kaptıracak gibi değiller. Serenay ise oldukça abarttı. Hassasiyet ve üzülme durumundan işi inada bindirdi ve bu kendisini ister istemez itici bir hale getiriyor. Turabi sessiz bir şekilde köşesine çekilmiş durumda. Bozok’sa çoktan belli olduğu üzere gidici sadece Nadya’dan önce mi sonra mı? Orası belirsiz. Sahra’ysa biraz daha ılımlı ve performansını arttırmaya başladı gibi. Begüm’se elenme telaşının ardından gelen hırsla gösterdiği performansın altına düşmeye başladı bile. Berna ve Pascal ikilisine sadece gülüyorum. Berna performansıyla takıma büyük katkı sağlıyor fakat hal ve hareketleri sıfırın altında. Pascal her anlamda etkisiz eleman. Hilmicem’e diyecek bir şey yok. O da yalnızlaşmaya başladı. Biraz ortamın zıpırı gibi takılıyor. Pek umursamıyor ama yarışmalarda gösterdiği performansla kazanmayı en çok hak edenlerden. Hakan’a da söyleyecek pek bir şey yok. Bir sinsilik var ama diğerlerine kıyasla adada melek gibi kalıyor. Belki de başka bir şeydir. En azından itici değil ama bu haliyle işi zor. Biraz daha az konuşsa ve ılımlı olsa bambaşka bir hal alabilir yarışma onun için. Söyleyeceklerim bu kadardır. Hakan’a laf edenler önce kendi performanslarına baksınlar. Gönüllüler’de yatıp kalkıp Hilmicem’e dua etsinler. Yoksa şimdiye kadar aldıkları oyunların çoğunu Ünlüler’e kaptırmışlardı ve belki de sayıca daha azlardı.

Bu yazı daha önce ekranella.com'da yayınlanmıştır.

29 Mart 2015 Pazar

34. İstanbul Film Festivali’nde Yerli Dizi Oyuncuları



34. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde dokuz film var. Televizyon dizilerinde yer alan veya bu sayede tanıdığımız birçok isim de bu filmlerde yer alıyor. Ayrıca bu kategoride beş filmin Seyfi Teoman En İyi İlk Film ödülüne aday olduğunu da hatırlatalım.